13 Ağustos 2020 Perşembe

Tarkyalı Muhabbeti

 Alo...

... nabıyon?

İyim yenge, sen nabıyon?

İyim ben de...

Ben de eve iş getirdim, sabaha yetiştirmem gereken iş var da...

Aaa..

İyi iyi.. 

Kahveni iç, sonra da al biranı canım, keyfine bak...




[TRAKYALI muhabbeti...]

14 Şubat 2019 Perşembe

TATİL REZALETİ

Erken rezervasyondan ekonomik krizin ayyuka çıktığı bugünlerde yararlanalım istedim. İki senedir yapamadığımız tatili zorlayarak yapalım dedim. Ve nitekim burnumdan geldi.  İkizler ile beraber gideceğim tatil için,  rezervasyonumuzu internet üzerinden yaptım. ETS tur internet sitesi üzerinden  Asteria Kremlin Palace'a gitmeye karar verdim.

İşte rezalet bu noktada başladı.

Öncelikle ETS turdan bilinçsiz erkek bir müşteri temsilcisi beni arayarak benden muvafakatname istedi. Otel istemiş! Neden diye sorduğumda çocukların anne ve babasından bu belgeyi almam gerektiğini iletti. Ben anneleriyim dediğimde otele iletmek üzere telefonu kapattık.

1 saat sonra tekrar aradı ve otelin giriş esnasında velayet belgesini (ki kendisi vekalet dedi) görmek isteyebileceğini iletti.

"Anlayamadım" dedim. Çocukların vekaletinin  (bu noktada koptuğum için velayet bende de vekalet oldu) bende olduğunu ilettim. Vekaletnamenin özel bir şey olduğunu bunu gösteremeyeceğimi söyledim. Telefondaki erkek müşteri temsilcisi sorun çıkabileceğini iletti. Ayrıca bu "tek çocuğun" bana ait olduğunu bununla görebilecekleri gibi saçma bir şey söyledi. Ben de tek çocuk değil, ikizler dedim. Satın alma yaparken sayfada bir çocuğu yetişkin aldıklarını diğerini çocuk gösterdiğini anlattım. Bunu kendi sistemleri böyle gösteriyordu.
Neyse zorla ikiz olduklarına ikna ettim. Doğum tarihlerini söylerken normal doğum tarihi değil mi sorusu da beni benden aldı. Bir insanın birkaç doğum tarihi olduğu, birinin normal diğerlerinin anormal olduğunu da böylece öğrenmiş oldum.
Sonrasında bu beyefendi ile anlaşamayacağımı düşünerek Asteria Kremlin Palace'ı aradım. Orada görüştüğüm bayan böyle bir şey olmadığını ve özür diledi.
Akşam Ets Tur'dan callbacker müşteri temsilcisi aradı. Bayan müşteri temsilcisi konunun kendileri ile ilgili olmadığını otelin isteği olduğunu iletti. Oteldeki ilgili kişinin benim onları aramadığımı ayrıca iletmiş.

Gerçekten yalan söylemiştim!!!

Ben o kadar manyak bir insanım ki bu konuşmaların hepsini aslında uydurmuştum. İşte bu noktada ben de şalterler attı. Böyle bir terbiyesizliğe katlanmak haricinde bir de yalancı olmuştum. Velayetlerinin ben de olduğu , nufüs cüzdanlarında adımın yazdığı ikizlerimin annesi olduğumu, otele ispatlıyor olmak gücüme gitti.
Babaları aynı soyismi taşıdığı için yanına aldığı ş..r...tı ile onları tatile götürürken yaşadıkları rahatlık bir kez daha gözüme gözüme girdi. Ve anladım ki erkek egemen toplumda yaşıyoruz ve biz bekar annelerin hiçbir hakkı yok.

Çocukların soyisimleri neden babanın soyismi oluyor ya da nüfus cüzdanlarında hem annenin hem de babanın soyismi beraber yazamıyor ? Bütün gün düşündüm düşündüm. Nefretle doldum.

Yurtdışında yaşamak ile ilgili  konuştuğumda da beyin göçü  diyen, iki çocukla oralarda ne yapacaksın diyenler tek tek gözümün önüne geldi. Sanki şimdi Türkiye'de daha rahat bir hayatım varmış gibi.





16 Eylül 2018 Pazar

ŞAHANEYİM!

Yalan... Tabi ki şahane değilim. Normalim. Az önce ikizleri uyuturken bloğumu okudum. Neler yazmışım neler. Hoşuma gitti ve neden uzun zamandır yazmıyorum diye kızdım kendime.
Aslında blog yazmak ne kadar iyi geliyordu bana.
Bu sırada neler mi yaptım.İlkokul 1 de olan ikizlerimle mücadele ettim ve inanın çok zor bir sene geçirdim. Yarın ilkokul 2 başlıyor...
Ve sonra fıtığımı patlattım, ameliyat oldum.
Çok yalnızım diye böğüre böğüre ağladım. İçtim s.çtımm...
Ama hiç bir şey değişmedi.
Ben yine aynı  ben oldum. Hırslarımla projelerin peşinden koştum. Hatta ödül almak için mücadele verdim.
Şimdi döndüm de kendime baktım, asla değişmemişim.
Bloğumda yazdıklarıma bakınca.. yok kendime döndüm yok maviyi sevdim.. arayışlarım güldürdü beni.
40 senelik kadın nasıl iki günde değişsin.
Sonra dedim ben hep böyleydim, başkası sevmedi diye niye o başkalarının kalıbına gireyim.
Koy g.t.ne gitsin dedim.
Kendim neysem onu yaşadım, yaşıyorum. Hem ağlıyorum hem de gülüyorum. Aşık olmak için gözlerimi dört açıyorum.
Mutlu olmak için dost edinmeye çalışıyorum. Ve şükrediyorum çalışıyorum diye...



19 Şubat 2018 Pazartesi

ÖFKE KONTROLÜ

Biz annelerin hele de bekar annelerin yaşadığı en büyük vicdani sorumluluk, öfke kontrolüdür.
Çocukları büyütürken kimse demedi bize, kendinizi hep kontrol etmek zorunda olduğumuzu!
Sesimizin yükselmemesi, kızgın görünmememiz gerektiğini ... Bırakın, "dayak cennetten çıkma" dendi. Popoya bir şaplak,  sonrasında "ben senin annenim&babanım yavrum, hem severim hem döverim de"... vs.
Bunların böyle olmadığını, kızgın olmanın, öfkeli olmanın ve en önemlisi vurmanın yanlış olduğunu deneyimleyip öğrendik. Kendimizden biliyoruz.  Yaşadığımız bunalımlardan, özgüven sorunlarından.. Çocuğunuzun böyle mi olmasını istiyorsunuz?
Eskiler vicdanlarını bu atasözleri ile rahatlatırken, biz arafta kalan anne ve babalar maalesef akıl yoluyla çözümler bulmaya çalışıyoruz. İşte burada en önemlisi öfke kontrolü. Hele de bekar bir anne iseniz, her yükün kendi üzerinizde olduğunu düşünüp,  kendi vicdanınızı rahatlatmaya çalışıyor olabilirsiniz.. Aman dikkat!! Ben de bir ara bu yanılsamaların içine düştüm.
 "Ben ne zorluklar çekiyorum, bütün gün çalışıyorum, çocukların ödevleri, ev işleri.... Ben de insanım değil mi? Ben de kızabilirim, ağlayabilirim, herşey hakkım benim..." "Ben mağdur tarafım çünkü!!!!"

Yok arkadaşım, öyle değil. Sen tekte olsan çiftte olsan çocuğuna her zaman düzgün davranacaksın. Senin çektiklerinden o sorumlu değil. Eğer çocuğuna sürekli kızarsan, çocuğun yetişkin çağında yaşayacağı problemlerden de sen sorumlusun.

19 Şubat 2017 Pazar

BLOĞUMU SEVİYORUM

Blog yazmaya başlama nedenim, ayrılık aşamasında içimdekileri döküp rahatlamaktı. Bu dünyada benim gibi ayrılık yaşayan bir çok annenin bloğuna rastlamam yalnız olmadığımı hissettiriyordu bana.
Hatta yorumlar geldiğinde mutluluktan havalara uçuyordum. Değer görüyordum ve yalnız değildim. Başıma gelenler birçok insanın başına gelmişti ama bir şekilde herkes atlatıyordu. Ya da atlatmaya çalışıyordu.
Acılı bir anne, hele kızgın ve öfkeliyse içindeki bu duyguları çocuklara göstermeden ayakta durması gerçekten çok zor.
Bu blog benim canyoldaşım oldu.
Herkes yaşadıklarımı 2 sene sonra atlatacağımı söylüyordu. Benim de neredeyse 3 seneye yaklaşıyor.
ATLATMIYORSUN!
Sadece ALIŞIYORSUN!
Asla UNUTMUYORSUN!
Sadece daha az HATIRLIYORSUN!


Bu süre zarfında da bloğa yazmayı azaltıyorsun. Benim gibi. O dönemlerdeki bazı takip ettiğim bekar anneler blog yazmayı bıraktı ya da bloğunda yazanları sildi. Blogtan almak istediklerini aldılar ve yollarına devam ediyorlar.


Ben de yoluma devam ediyorum, tek fark loğusa sendromu gibi benim atlatmam çok uzun sürüyor. Daha az olmasına rağmen içimdeki öfke ortaya çıktığında ilki gibi hissettiriyor.
Bundan dolayı bu bloğa ihtiyacım var daha.. Ben buralardayım demek istedim sizlere.





23 Ekim 2016 Pazar

NEDEN

Neden?
Bu sorunun hayatlarımızda anlamsız olduğu o kadar çok yer var ki?
Neden benim başıma geldi? Kimseye bir şey yapmamıştım. Dürüsttüm, kimsenin hakkını yemediğimi düşünüyordum, evime bağlıydım, işimde gücümdeydim.
Neden benim başıma geldi?
İşte biz aldatılmışların en çok içlerinden geçirdikleri sorulardan biri bu.
Ve cevabı yok, anlamı yok.
Hiç sormayın bu soruyu kendinize.
Gelmesi gerektiği için gelmedi başımıza bu.
Ya da kötü olduğumuz için de gelmedi.
Bunun bizimle hiç ilgisi yok.
Suçlamayın kendinizi, aramayın bir cevap.
İlla bir cevap istiyorsanız,  artık karşı taraf seni sevip saymadığı için, sana vereceği zararın onun umurunda olmadığı için, sizi hayatından sildiği için oldu bunlar. Bunların hepsinin nedeni karşı taraf ile ilgili. Sizinle hiç ilgisi yok. Neden sevmediğini ise hiiiç sormayın kendinize yoksa atlatamazsınız. Çakılır kalırsınız orada, kerpetenle bile sökemezler sizi. Milyarlarca insanın yaşadığı bir dünyada bırakın da bir kişi sevmesin sizi. Geçmiş anılara takılıp o anları sanki başkasıyla yaşayamayacağını sanmak ise daha da derine iter sizi.
Hayatınızda doğumdan gençliğinize kadar olan kocaman bir zaman diliminde o kişi hayatınızda bile değildi. Ve sevdiniz onu. Yine şu ana kadar karşılaşmadığınız bir kişiyi sevebilirsiniz, sevilebilirsiniz.
Umudunuzu kaybetmeyin. 
Ve kendinize acı veren sorular sormayın. Bu sorular O'nun umurunda bile değil çünkü. Sadece kendiniz çalar kendiniz oynarsınız. Ruhu bile duymaz.

18 Eylül 2016 Pazar

ÖNYARGILI YUMUŞAKÇALAR


Arka masada yaşı 50'lere yaklaşmış bir çift.
İkisinde de yüzük yok.
Kadın kot tulum giymiş.
Selülitli bacaklarını ortaya çıkaracak kadar kısa.
Erkek, tişörtünü kot pantolonun içine sokmuş.
Ayağa kalkınca göbeğini çekiyor.
Çocuklar parkta oynuyor, arasıra onlara bakmak için kalkıyorum.
Ve çok yakın olan masalarda konuşmalarına kulak misafiri oluyorum.
Erkek "İyi insanlar güzeldir" diyor.
Devam ediyor.
"Güzel olan insanların hiçbir zaman kötü olduğunu görmedim".
Bu önyargılı bakış açısına sahip olmasalardı, ben de onlarla ilgili yukarıdaki gözlemlerimi yazmazdım...
Maalesef, böyle sığ bakış açıları oldukça insanlar birbirini yargılamaya devam edecekler.
Muhtemelen karşısındaki bayanı etkilemek için, ona iyi olduğunu söyleyerek aslında güzel olduğunu ima etmek niyetinde olan bu zavallı öküzsü beyin acaba o kadını elde etti mi?
Merak ediyorum!

28 Ağustos 2016 Pazar

MICHAEL JACKSON mı MADONNA mı?

80'li yıllarda çok küçüktüm, asıl 90'ların çocuğuyum. En küçüğüyüm evin. Benden büyük bana eziyet etmeyi seven bana kölelik yaptıran iki kardeşim vardı. Hala var tabi:)
Onların sayesinde çok iyi müzikler dinledim. İyi kitapları okumayı ve iyi müzikleri onların sayesinde keşfettim. Mahallede tek yabancı müzik dinleyen kızdım. Benim müziklerimle dalga geçerlerdi.
Anlamazlar, sıkılırlardı.
O dönemde ve şimdi de müzikte hayatımda üstüne pek kimseyi koyamadığım Michael Jackson ve Modanna bir numaramdı. İkisini de birbirinden ayıramazdım. İkisi de birbirine rakipti. Kadın olduğu için Madonna'ya ne kadar hayran olsam da galiba benim Michael'ım bir taneydi. Hala kilplerini izleyip "off nasıl yaptı o hareketi" demekten kendimi alıkoyamıyorum. Müzik ile dansı bu kadar iç içe geçirebilen bu dönemde kim var bilemiyorum.
Diğerleri de vardı. Onlarında hakkını yiyemem. Queen , Sonra Guns'n Roses, sonra Bon Jovi (ki Axl o benim kıçımı yesin demişliği vardır kendisine ama olsun ben bon jovi'yi de seviyorum)...Böyle çok iyi müzikler çok gruplar dinledim, kardeşlerim sayesinde. Güzel kulağım oldu, iyi müziği öğrendim. Daha birçokları da oldu. Ahhh. Ama Michael var ya, sen bir taneydin. Hala öylesin adamım.
Umarım huzuru diğer tarafta (varsa) bulmuşsundur... Umarım.

21 Ağustos 2016 Pazar

NEYİNE SENİN MÜJDE

Cuma günü eğitim arşatırma hastanesindeydim. Neymiş? Çocukların ruhen ve fiziken uygun olmadığına dair rapor almalıymışım, yoksa çocuklar devletin kaydettiği ilkokulun birinci sınıfına gidecekmiş.
Öldüm anam, koştur koştur 5 kilo verdim. İmzalattığım yer ile doktorun olduğu bina arasında 1.5 km var yaklaşık.
Sıcağın altında. Bir de stresi üstüne, ya okul kabul etmezse kaygısı? Bu kadar uğraştığıma mı yanayım, yoksa olmazsa ne yapacağım kısmının stresiyle mi kavrulayım!!
Neyse halloldu.
Şehrin bir ucundan bir ucuna doğru yola koyuldum. Okula gidip evrağı vereceğim.
Şükür problemsiz halloldu.
Aradım Ex'i...
"Müjdemi isterim, hallettim" dedim. O ana kadar çok ilgili olup dakika başı mesaj çekip yoklayan Ex; bu başlangıç cümlemle
"Ya seni duyamıyorum burası çok sesli" dedi.
"Hallettim, hallettimm dedim".
Ex'ten gelen cevap "Ha orasını anladım, tamam" dedi..
Anlamadığı yer "Müjdemi isterim" kısmıymış meğer...
Offf Allah'ım ya...
O an...;
O'nu çamaşır sulu sıcak mı sıcak leğene koyup, beyazlayana kadar leğende bastırmak geldi içimden..

13 Ağustos 2016 Cumartesi

ÜRETKENLİK

Iphone'ımda bir klasör var"Üretkenlik" , bir kontrol edeyim dedim. Notlar'ım varmış burada.
Bloğa yazarım diye;  gördüğüm, yaşadığım enstanteneleri (uleyyyn ne zor kelimeymiş) not almışım.

Bakın efendim... ben bir halt anlamadım siz anlayacak mısınız?

Vu'yu anlat..
Kızların hastalıkları, onlara oda yaptığı
Annemle yaşadıklarımız
Aşk hakkında...


Çüş bana...

Böyle not alırsam tabi üretkenliğim pook gibi olur. 

Topla kendini şekerim.

Var mı bu blog dünyasındaki naçizane insanlardan başka seni anlayan!!!


Üretkenlik... miş.. Goy goya yatkın Türk milletine böyle formüllerle dolu eğitimlere gönderiyorlar ya, ilk gün herkes Alman gibi çalışıyor, ikinci gün goy goya devam:-)

**Böyle eğitimlerden çok enstanteneler çıkıyor mesela bunu da yazayım ben bir ara.....

Aaaa!!!!üretiyorum bak, resmi yapıştırırken okuduk, görüyor musun nasıl çalışmaya başladı zihin.


10 Temmuz 2016 Pazar

İKİ SENE

İki sene oldu boşanalı. Bu iki sene kolay geçmedi. Bu süreç bir kadın olarak benim ruhumda yaralar açtı. Önce kendi benliğimi parçaladım, sonra da bu parçalardan yeni bir ben yaratmaya başladım. 
Parçaları değişik yerlere koyup yapıştırmak ve onlara yeni şekil vermek zaman alıyor. 
Daha bitmedi, sürecim devam ediyor...
Çok 'gel-git'lerim oldu. 
Kendime kızdığım anlar oldu.
Kendimi suçladığım anlar.
Hatayı kendim de aramalar.
Karşı tarafı suçlamalar, sessiz-sesli hakaretler, sonuç: incitmeler-incinmeler...
Daha çok bu dönemde aldatılmış olduğum için karşı tarafı suçladım, suçlarken acıdım kendime, acıttım gereksiz yere ruhumu.
'Tüüü kaka'larla yetiştirilmiş olmaya kızdım.
Boşanınca, annemin beni tekrar ergen kızlar gibi korumaya kalkmasından, 'elalem ne der'lerden bunaldım bir dönem.
Mutlu olduğum zamanlarda suçluluk hissetmeye kızdım.
Çok gülünce arkasından kötü bir şey olmasını beklememe kızdım.
Çocuklar babadayken 'oh' çekmeme utandım buna  kızdım.
Ama;
Bunların hepsi gerçekti ve ben suçlu değildim, değilim. 
İki insan farklı yönlere gitti diye neden ben mutsuzluğu yaşamalıyım, ben de mutlu olmayı hakediyorum..
Önce ben diyorum artık.
Sonra da çocuklarım.

Ruhumdaki cam kırıklarını yapıştırıp onlara yeni şekiller verdikçe, hayata önyargısız bakmaya, benim gibi düşünmeyenleri dinlemeye, aklımı beslemeye, zevklerimi keşfetmeye ve mutlu olmaya gayret gösteriyorum.

Mesela en sevdiğim rengin 'mavi' olduğunu yeni keşfettim...
İçimdeki ben ile ilgili keşfedeceklerim daha var, ama acımadan-acıtmadan artık....



8 Temmuz 2016 Cuma

AMA BABACIĞIM...

Son yazılarımı okuyanlar bilir, bir ilişki başlamadan bitti. 
Kısa sürede çok yoğun duygular yaşadık. 
Hani bir cümleye başlarsın da cümleyi bitirmeden karşındaki insan cümleyi tamamlaya veriyordur. Bir elmanın iki yarısı gibiydik. Öyle gelmişti. Bu da kısacık dönemde çok yoğun duygular yaşamamıza sebep oldu. 
Aynı zevklere sahip, benzer hayat düşüncesine sahip, çocuğuna aşık tek başına bakan bir baba ve tek başına çocuklarına bakan bir anne. Resme bakınca her şey çok mantıklı, çok yerli yerinde.
Bu resme bakınca;  duyguların neden bu kadar yoğun yaşandığını, hatta aşık olduğumuzu anlayabilirsiniz.
Şimdi ne mi oldu?
O evlendi..
Bir haftadır görüşmüyoruz ama arada yazışıyoruz. Aman yanlış anlaşılmasın "iyi misin" ; "iyim, ya sen".... şeklinde hatır sormalar. Bu mesajlaşma da zamanla azalacak, aylara, yıllara kadar düşecektir. Ben de kendi yoluma bakacağım. 
Her ilişkinin bir faydası var, acıtsa da. 
Böyle insanların olduğunu gördüm, hala aşık olunabileneceğini fark ettim. Çocuklarım küçük ve evlenmeyi düşünmüyorum. Evliliğe karşı da değilim. Aman diyeyim büyük laf etmeyeyim; hep radikal işler başıma gelmiştir çünkü. 

Bu sefer daha kolay mı atlatıyorum nedir:) Sömürmedik bu ilişkiyi çünkü, saygımızı bozmadık, anne-baba kimliğimiz hep birinci sıradaydı, belki de ondan....inşallah...

Fikret Kızılok...Ama babacığım...

Ağlamak çare değil...

26 Haziran 2016 Pazar

İMKANSIZ


Bana sen evlenmezsin dedi Ex . Çocuklarımız var. Olmaz dedi. Evlenemezsin dedi.
Bu söz o kadar içime işledi ki. Bilinçaltıma yerleşti. Ben anneyim evlenemem, diye.
Bu sefer karşıma çıkan insanlarla evlilikten uzak bir ilişki kurmaya başladım. O'nu dinlediğim için değil. Beni korkuttu. O'ndan değil. O'ndan korkmuyorum. Sadece çocuklarımı düşünüp evlenmenin doğru olmadığını düşündüm. Evlenmemek için başlamadım hiç bir ilişkiye. aşık olursam dedim korktum. Ama yine de kaderden kaçamadım. Eğer evlenmeye bu kadar karşı olmasaydım şu anda aşık olduğum kişiyle evli olabilirdim. Bizimkisi platonik bir aşktı. Asla ilerlemeyecek asla olmayacak bir birliktelik. İmkansıza yakın. Hatta imkansız artık. Çünkü önümüzdeki hafta evleniyor.
Hala birbirimize biz nasıl yapacağız deyip duruyoruz. Uzaklaşmak için her şeyi yapıyoruz, bedenlerimiz yanyana değil ama ruhlarımızı hep hissediyoruz. Nasıl mı? Sormayın, işte öyle...
Çaresizim sadece..


21 Haziran 2016 Salı

ACAYİP

Çok enteresan iki üç gün yaşıyorum hayatımda.
Biri var.
Beni uzaktan iki senedir hayranlıkla gözlediğini söyleyen.
Hayallerindeki kadın olduğumu söyleyen.
Bir kere pas vermem için perde arkasından her sabah gidişimi gözleyen,
Akşamları yine perde arkasından benim gelme saatimi bekleyen biri.
Dolu dolu biri.
Hiç hayatımda beklemediğim biri.
Ben iki sene pas vermeyince taşınmaya karar verip, bir de üstüne üstlük evlenecek olan biri.
Acayip bir şey.
Hem de çok acayip.
Bugün bana piyano çaldı. Benim için ilk kez ve son kez çaldı. Bu bir başlamayan şeyin vedasıydı.
Konuşmadı.
Bakıştık, hoşçakallaştık...
Çok acayip birşey...
Anlatamam, anlatamıyorum.
Keşke kapılarımı bu kadar kapamasaydım diyorum.
Başka da birşey demiyorum...


19 Haziran 2016 Pazar

TATİLLLL VE BİRİ HAKKINDA..

Ve okullar tatil...
İkizlerle bu hafta birlikteyim. Ben de bir hafta izin aldım. Bakalım bu bir hafta yorgunluktan ne zaman plim bitecek. Acayip hareketliler ve sürekli aktivite yapmak istiyorlar.
İlk günün planı "Kelebek Çiftliği" ziyareti. Beykoz'da. Gezdikten sonra detayları ayrıca paylaşırım.

Bir de birini anlatmak istiyorum burada. Haftasonu tanıştık. Daha önceden de tanışıklığımız vardı ama merhaba, merhabaydı.

İyi ve güzel bir insan. Ama bir anne olarak başlamadan bitirdim tanışıklığı. Korktum. İlişki o kadar kafama yattı ki. Benzer zevklere sahibiz. Sorumlu bir baba. Çocuğu yanında ve bir anne gibi titizlikle yetiştiriyor çocuğunu. Malesef şans veremedim bu tanışıklığa. Başlarsak sonu bizi yaralayacak, O'nu daha çok belki. Çünkü ben artık evlilik ya da ciddi birşey düşünmüyorum hayatımda. Anne olarak çocuklarım büyüyene kadar belki, aklımda yok böyle şeyler. Sorumluluklarım çok fazla, işlerim çok yoğun. Üzerim, üzülürüm.
 Yolu açık olsun ve iyi insanlarla karşılaştırsın O'nu.

.

21 Mayıs 2016 Cumartesi

BOXERLA OTURMANIN FERAHLIĞI..

Günaydın, Tünaydın, İyi akşamlar, İyi Geceler...

Çünkü biliyorum ki tüm dünyanın çeşitli yerlerinden bloğumu okuyan var. Biri şu an hangoutstan mesaj atıyor hatta. Kendisi Vancouver'dan bir dost. Selamlar şeker:)

İkilemlerimi az biraz atlattım, mutlu olabileceğime az biraz inandım, hatta bir eşe, erkek arkadaşa, sevgiliye ihtiyaç duymadan yaşanabileceğini özümsedim. Sanki bunlar olmadan mutluluk olmazmış gibi geliyordu ama neden olmasın diyorum artık.

Annem çok genç dul kalmıştı (45 yaşında). Senelerdir yalnız. İlk söylediği bana "Herşey koca demek değil". Bunu söyleyen annem olunca, bir de yaşadıklarına bakınca sustum! Ben mi bilirim O' mu?
Zaman içinde anneme karşı çıktığım birçok konunun aslında O'nun tarafından tecrübe edildiğini ve boş yere söylenmediğini gittikçe anlıyorum. Bazen acı tecrübeyle olsa da anlıyorum işte.

Sonra herkesin hayatına bakıyorum. Hiçbiri birbirinden farklı değil, diziler filmler gerçek değil. Neden bu kadar çok dizi izleniyor biliyor musunuz? Belki biliyorsunuzdur, düşünmüşsünüzdür de  bir de ben yazayım:) İlk bunu Aşk-ı Memnu ile farkettim. Benim Ex'in izlediği nadir dizilerden. Bu Aşk-ı Memnu'daki güzel kız için izliyordu.Kendi itiraf etmedi ben de sormadım. ama şunu söyleyebilirim ki, o diziyi izlediğimiz gece mutlaka ... neyse..İşte insanlar hayal kurup, başkalarının hayatlarına bakıp, elde edemediklerine özenip yanındakilerle neyi ne kadar yapabiliyorsa yapıyorlar. Aşk acayip birşey bence. 5 dakika da aşıkta olabilirsin, bir ömür yanında olana olamayabilirsin de... Biz işte o dizidekilere o gecelik aşık olup, o filmlerin bir karesinde gizlice oynuyoruz... Nitekim bundan dolayı diziler asla bitmez. Yalanları yaşamak ne kadar doğru bilemiyorum ama galiba herkes mutsuz, sadece tüketim toplumu olduğumuz için anlık mutluluklarla hayatı geçiriyoruz. Yazık mı? Yazık bence.

Bir soru: Dişlerinizi kahvaltıdan önce mi fırçalarsınız, kahvaltıdan sonra mı?

Subjecte takılmayın, bir arkadaşa  göderme olsun diye koydum. Kendisi malum yılların bekarı:):)

8 Mayıs 2016 Pazar

ACIMA KENDİNE! SAYDIR KENDİNİ!!!

Cumartesileri babaya gider yavrular, pazar dönerler genelde. Anneler günü diye göndermeyeyim dedim ama, cumartesi pazar iki gün bende olunca tek başıma çok yoruluyorum çocuklarla. İş zaten bugünlerde çok stresli. Pazar sabahı getirirsin dedim. 12:00 gibi geldi yavrular. arabada huysuz olan uyumuş, beş karış suratla girdi. "Anneler günün kutlu olsun" u bırak ne bir merhaba, ne bir güleryüz sarılma. Çok kırıldım. Öküz çocukları hazırlamadan getirmiş, ruh halleri karmaşık.Bugün sadece babaanne ve halaları için anneler günü olduğunu sanan iki çocuk.Ex gitti. Tabi ki O'ndan bir kutlama beklemiyorum. Nitekim ayrıldıktan sonra çocuklarım için doğumgününü bile pasta alıp kutlamışlığımız var. Neyse..Eksik kalmasın yavrularım diye. Babalarından uzaklaşmasınlar diye.
Eeee... tepem bir attı. Gider gitmez aradım arkasından. "Yazıklar olsun, ne biçim insan oldun sen. Çocuklar beş karış suratla geliyorlar, ellerine bir çiçek bile vermiyorsun" Çat kapadım. 10 dakika sonra kapı çaldı. Çocukları aldı, markete gidiyoruz dedi. Yavrular ellerinde birer demet karanfille döndüler:) Kapıdan girer girmez de "Anneler günün kutlu olsun" diyerek öptüler beni. Ben de teşekkür ettim ve "Aferin size çocuklarım böyle işte yol yordamı şimdiden öğrenin" dedim. Anlayan anlasın artık..

10 Nisan 2016 Pazar

YIKIMLARIM'IN ÖZETİ

Daha 4 senelik evliydik, arkadaş askere giderken bir sapıttı. Bunalımlara girdi. İş yerindeki meslektaşına aşık olduğunu söyledi. Falan filan.
Peşini bırakmadım, kayınvalidem de destek oldu. Sonrasında askere gitti gününü gördü ve bir şekilde atlattık. Hiç olmamış gibi devam ettik.
İki sene sonra tekrar aynı konu patlak verdi. Hem de ben işsiz kalmışken. Evde 4 yada 5 aydır oturuyordum, bir şeyler yapıyordum ama para getirmiyordu. Aslında işsizken yaptığım o işe devam etseydim şu an paraya para demiyordum:) Ama arkadaş destek olmadı bana, iş bulmam için her gün kafamın etini yedi. Bütün hevesimi kaçırdı, iş ilişkilerimde ilerlememe psikolojik olarak engel oldu. O'na sorsanız sen istiyorsan yapsaydın ben ne yaptım diyebilir şimdi. Ama beni anlayan anladı. Hele de böyle koca geçmişi olanlar daha iyi anladı. Neyse ben iş ararken boşanmak istedi. İşsizim iş bulayım, ne olur yapma dedim. Yok söz dinletemedim. Peşinden koştum, yuvamı kurtarmak için her şeyi yaptım. Falcıya bile gittim. Falcıdan aklımda kalan tek şey, sakın yuvanı bozma ne gerekiyorsa yap, ileride istediğini alacaksın. Ama şimdi ayrılırsan sen çökersin, yıkılırsın toplayamazsın dedi.
E zaten manzaraya bakın, iş yok, ev-araba zaten yok, kira ödüyorum. Tutunacak bir dalım, umut olacak çocuklarım yok. Nitekim köprüden atlamamak için her şeyi denedim. Olmadı, evden gitti. Ailem geldi yanıma bir süre. Sonra bir baktım iki blok ötede ev tutmuş.Neyse, olaylar olaylar.. Ailem istemedi yakınlarımda O'nu. Kimin ailesi ister ki. Deli mi ne , ne diye benim muhitime geliyorsun,sorarlar adama.
Neyse şans eseri gazete ilanından halen çalıştığım işi buldum. Özelliklerimin kat ve kat altında. ama yapacak bir şey yok. Hemen başladım. Bu arkadaş yakınıma taşındıktan sonra tabi canı sıkılmaya başladı. Geri döndüğü kapıda da istediğini bulamadı herhalde tekrar iletişim kurmaya başladı. İstemedim, bayağı mücadele ettim. Boşanma davası açmıştık. O gün adliyeye gitmeden önce buluşmak istedi. Buluştuk. Gidemedik adliyeye. Neyse , tekrar barışmalar, eskiyi unutup öne bakmalar falan filan.. Sonra mı ne oldu? Sonraki yıllarımız oturaklı geçti, hatta güzel, mutlu anılarla dolu. Bu olaydan 4 sene sonra hamile kaldım. Hemen güvenemedim, O'da güvenemedi herhalde kendine.4 sene ve çocuklar doğduktan sonraki 2 sene çok güzel geçti.
Sonra çocuklar büyümeye başlayınca, hastalıklar, uykusuzluklar, ağlamalar.. Bu arkadaş bunalıma girdi yine. Hatta 23 Nisan her yer tatil bizim çalışmayı sevmeyen, iş yerindeki herkesten nefret ettiğini söyleyip, sürekli kötü konuşan arkadaşın o gün çalışası geldi.Ben de aldım kayınvalide, görümce cümbür cemaat pikniğe gittim. Orada durumu konuştum. Annesi haklı olarak ne olur mücadele et, yuvanı kurtar, iki çocuğun var dedi. Ben de , bak gözümüzün önünde kızın var, 6 aylık çocukla bıraktı kocasını, oğlunuz da aynı dedim. O yüzden beni seviyorsanız bana mücadele et demeyin dedim. Ve konuyu kapattık. Sonraki günler işlemlere başladık. Ama bu iş bedelsiz olmaz dedim kendi kendime. Kendimi ve çocuklarımı ne kadar güvenceye aldırabiliyorsam aldırdım. Elimden geleni yaptım.Ve nitekim aslında gitmek isteyen O görünse de ben O'nu bıraktım...

6 Nisan 2016 Çarşamba

KABUK

Kabuğuma çekildim, ikizlerimle....
Yalnızlığı iyice içime çekiyorum, sindiriyorum, kendimi dinliyorum...
Çocuklarımı daha çok anlamaya çalışıyor onlarla daha çok vakit geçiriyorum.
Kıştan çıkıp Bahar'ı karşılıyorum.
İçimde buruk bir hayatın kırıntıları var.
Ve ağzımda hep acı bir tat..
Bir yanım eksik, yüreğim yarım..
Hayat neşe vermiyor, bir tek çocuklar ve bazen iş.
Tutunacak dallarım bunlar.
Her gün aynıya uyanıyorum.
İçimde yaşam kıpırtıları yok.
Bazen böyle bir hayatı niye yaşıyoruz ki diyorum.
Boş geliyor herşey. Anlamsız.
Nitekim mutsuzum.
Geçen sene ki coşku yok içimde artık.
Boşver gitsin!!!
Yeni felsefem.
Herşeyi boşveriyorum.
Anlamı olmadığı için hayatın, hayatla ilgili hiçbirşey yapasım yok...
Boşluktayım.
Sabahlara artık heyecanla kalkmıyorum.
Yaşama sevincimi ne mi götürdü?
İnsanlar...

28 Şubat 2016 Pazar

PAZAR AÇIK BÜFE KAHVALTILARI

Pazar günü ne demek?
Kahvaltı demek?
Artık bana pek kahvaltıyı ifade etmiyor gerçi.
Benim için Pazar günü, sabah spor yapmak, deniz kıyısında oturmak gibi, sakin yalnız başıma kafa dinlediğim bir gün.Eski pazarların yorgunluğunu hala atamadım zira..
Balkonda oturuyorum sabah ve siteden çıkan arabalara bakıyorum.
Tüm aile, maaile..
Açık büfe kahvaltı yapılan mekanlara gidiyor %80'i.
Ne zaman oldu bu moda, ne zaman değiştik diye düşündüm.
Sanki bunları daha önce yapmamışım gibi.Yaptım tabi, hem de en alasını .
Sanki yapmazsan sosyal hayattan puanın düşecek gibi.
Ne kadar gerizekalıcaymış:)
Hatta ayrıldıktan sonra haftasonu yaptığımız bu programlar için ağlamıştım bir de. Salak kız işte. Hayatı kendi istediğin gibi değil de başkası istediği için yaşarsan böyle olur işte. Bu şeyleri birşey sanıyorsun, mutlu olduğunu sanma haliymiş meğer.
Düşünüyorum da. Benim için haftasonları tam bir işkenceymiş.

  • Erken kalk.
  • Çocuklar uyanmadan dışarı çıkma hazırlıklarına başla. Duş, ütü, saç yapma, çocuk çantası hazırla. O uyusun.
  • Çocuklar kalksın. Çiş-kaka-kıyafet giydirme falan filan.
Sabah aldığın duş, fönlediğin saçlar hoop çöpte.
Kan ter içindesindir, birşey unutmamak için de evin için de oradan oraya atmaca misali uçarsın. O nerde mi?
Pek yardımcı olduğu söylenemezdi, hemen sinirlendiği için de hepsini kendim halletmeye çalışırdım.
Zavallı üçlü koltuğum...Çok özledi o güzel kıçı:)
Aman sorun çıkmasın, aman şimdi çocuklar sakin olsun da hemen çıkalım da kızmasın, tepesi atmasın.Aman mutsuz olmasın.
Saaaaalak  saaalak .. Daha ne diyeyim kendime.

Pazar kahvaltısı böyle olmalı bence:)