19 Şubat 2018 Pazartesi

ÖFKE KONTROLÜ

Biz annelerin hele de bekar annelerin yaşadığı en büyük vicdani sorumluluk, öfke kontrolüdür.
Çocukları büyütürken kimse demedi bize, kendinizi hep kontrol etmek zorunda olduğumuzu!
Sesimizin yükselmemesi, kızgın görünmememiz gerektiğini ... Bırakın, "dayak cennetten çıkma" dendi. Popoya bir şaplak,  sonrasında "ben senin annenim&babanım yavrum, hem severim hem döverim de"... vs.
Bunların böyle olmadığını, kızgın olmanın, öfkeli olmanın ve en önemlisi vurmanın yanlış olduğunu deneyimleyip öğrendik. Kendimizden biliyoruz.  Yaşadığımız bunalımlardan, özgüven sorunlarından.. Çocuğunuzun böyle mi olmasını istiyorsunuz?
Eskiler vicdanlarını bu atasözleri ile rahatlatırken, biz arafta kalan anne ve babalar maalesef akıl yoluyla çözümler bulmaya çalışıyoruz. İşte burada en önemlisi öfke kontrolü. Hele de bekar bir anne iseniz, her yükün kendi üzerinizde olduğunu düşünüp,  kendi vicdanınızı rahatlatmaya çalışıyor olabilirsiniz.. Aman dikkat!! Ben de bir ara bu yanılsamaların içine düştüm.
 "Ben ne zorluklar çekiyorum, bütün gün çalışıyorum, çocukların ödevleri, ev işleri.... Ben de insanım değil mi? Ben de kızabilirim, ağlayabilirim, herşey hakkım benim..." "Ben mağdur tarafım çünkü!!!!"

Yok arkadaşım, öyle değil. Sen tekte olsan çiftte olsan çocuğuna her zaman düzgün davranacaksın. Senin çektiklerinden o sorumlu değil. Eğer çocuğuna sürekli kızarsan, çocuğun yetişkin çağında yaşayacağı problemlerden de sen sorumlusun.

19 Şubat 2017 Pazar

BLOĞUMU SEVİYORUM

Blog yazmaya başlama nedenim, ayrılık aşamasında içimdekileri döküp rahatlamaktı. Bu dünyada benim gibi ayrılık yaşayan bir çok annenin bloğuna rastlamam yalnız olmadığımı hissettiriyordu bana.
Hatta yorumlar geldiğinde mutluluktan havalara uçuyordum. Değer görüyordum ve yalnız değildim. Başıma gelenler birçok insanın başına gelmişti ama bir şekilde herkes atlatıyordu. Ya da atlatmaya çalışıyordu.
Acılı bir anne, hele kızgın ve öfkeliyse içindeki bu duyguları çocuklara göstermeden ayakta durması gerçekten çok zor.
Bu blog benim canyoldaşım oldu.
Herkes yaşadıklarımı 2 sene sonra atlatacağımı söylüyordu. Benim de neredeyse 3 seneye yaklaşıyor.
ATLATMIYORSUN!
Sadece ALIŞIYORSUN!
Asla UNUTMUYORSUN!
Sadece daha az HATIRLIYORSUN!


Bu süre zarfında da bloğa yazmayı azaltıyorsun. Benim gibi. O dönemlerdeki bazı takip ettiğim bekar anneler blog yazmayı bıraktı ya da bloğunda yazanları sildi. Blogtan almak istediklerini aldılar ve yollarına devam ediyorlar.


Ben de yoluma devam ediyorum, tek fark loğusa sendromu gibi benim atlatmam çok uzun sürüyor. Daha az olmasına rağmen içimdeki öfke ortaya çıktığında ilki gibi hissettiriyor.
Bundan dolayı bu bloğa ihtiyacım var daha.. Ben buralardayım demek istedim sizlere.





23 Ekim 2016 Pazar

NEDEN

Neden?
Bu sorunun hayatlarımızda anlamsız olduğu o kadar çok yer var ki?
Neden benim başıma geldi? Kimseye bir şey yapmamıştım. Dürüsttüm, kimsenin hakkını yemediğimi düşünüyordum, evime bağlıydım, işimde gücümdeydim.
Neden benim başıma geldi?
İşte biz aldatılmışların en çok içlerinden geçirdikleri sorulardan biri bu.
Ve cevabı yok, anlamı yok.
Hiç sormayın bu soruyu kendinize.
Gelmesi gerektiği için gelmedi başımıza bu.
Ya da kötü olduğumuz için de gelmedi.
Bunun bizimle hiç ilgisi yok.
Suçlamayın kendinizi, aramayın bir cevap.
İlla bir cevap istiyorsanız,  artık karşı taraf seni sevip saymadığı için, sana vereceği zararın onun umurunda olmadığı için, sizi hayatından sildiği için oldu bunlar. Bunların hepsinin nedeni karşı taraf ile ilgili. Sizinle hiç ilgisi yok. Neden sevmediğini ise hiiiç sormayın kendinize yoksa atlatamazsınız. Çakılır kalırsınız orada, kerpetenle bile sökemezler sizi. Milyarlarca insanın yaşadığı bir dünyada bırakın da bir kişi sevmesin sizi. Geçmiş anılara takılıp o anları sanki başkasıyla yaşayamayacağını sanmak ise daha da derine iter sizi.
Hayatınızda doğumdan gençliğinize kadar olan kocaman bir zaman diliminde o kişi hayatınızda bile değildi. Ve sevdiniz onu. Yine şu ana kadar karşılaşmadığınız bir kişiyi sevebilirsiniz, sevilebilirsiniz.
Umudunuzu kaybetmeyin. 
Ve kendinize acı veren sorular sormayın. Bu sorular O'nun umurunda bile değil çünkü. Sadece kendiniz çalar kendiniz oynarsınız. Ruhu bile duymaz.

18 Eylül 2016 Pazar

ÖNYARGILI YUMUŞAKÇALAR


Arka masada yaşı 50'lere yaklaşmış bir çift.
İkisinde de yüzük yok.
Kadın kot tulum giymiş.
Selülitli bacaklarını ortaya çıkaracak kadar kısa.
Erkek, tişörtünü kot pantolonun içine sokmuş.
Ayağa kalkınca göbeğini çekiyor.
Çocuklar parkta oynuyor, arasıra onlara bakmak için kalkıyorum.
Ve çok yakın olan masalarda konuşmalarına kulak misafiri oluyorum.
Erkek "İyi insanlar güzeldir" diyor.
Devam ediyor.
"Güzel olan insanların hiçbir zaman kötü olduğunu görmedim".
Bu önyargılı bakış açısına sahip olmasalardı, ben de onlarla ilgili yukarıdaki gözlemlerimi yazmazdım...
Maalesef, böyle sığ bakış açıları oldukça insanlar birbirini yargılamaya devam edecekler.
Muhtemelen karşısındaki bayanı etkilemek için, ona iyi olduğunu söyleyerek aslında güzel olduğunu ima etmek niyetinde olan bu zavallı öküzsü beyin acaba o kadını elde etti mi?
Merak ediyorum!