Şu kısa paça modasına var ya sinir oluyorum. Yakışan yakışmayan birçok erkek giyiyor. Hele 50'sinden sonra ki, kokoş erkekler de bir o kadar daha iğrenç duruyor. Üstüne bir de çıplak ayaklarına makosen giymiyorlar mı? E hadi anladık çorapsız olmaz o ayakkabı da. O ne öyle renkli renkli makosenler garii gibi... Üşütük bunlar diyorum ne zaman görsem. Aşağıdaki resimdekileri ise görünce tokatlamak istedim resmen. Yakışmıyor işte yakışmıyor. Hele yaşı büyüklerde hiç yakışmıyor. Giysin işte liseliler üniversitelileri zaten fotosentez yapıyorar henüz. Sizin gini koca koca adamlara noluyooo!! Iyy kıllı kıllı bacaklar! Kesin ağda bile yaptırıyordur bunlar?
24 Temmuz 2015 Cuma
4 Temmuz 2015 Cumartesi
KAHVALTIDA ÇİMSUYU ALIR MIYDINIZ?
Akşam bir bloğa denk geldim. Denk gelmem de bir blogger arkadaşın yazısını okurken gönderme yaptığı bir linki tıklamam ile oldu ve "ben nasıl anneyim ya" dedim. Hatun kişi yurtdışında yaşıyor ve kızının bakımı ile ilgili blogta yazılar yazıyor. "Sabahları yarım çay bardağı çim suyu".. Abur cubur dediği şey bizim günlük tükettiğimiz makarna vesselam. Bu nedir ya dedim. Böyle bir yaşama şekli var mı? Ezilmiş bademden çıkan yağ ile karışıtırlmış bal yiyen ve çimsuyu içen bir yavru var gelecekte karşımızda. Ve muhtemel kendi iradesi ile hareket etmeye başladığında mahrum kaldığı lezzetleri keşfettikçe anne-babasına kızmaz inşallah:). Bu konuyla ilgili, şöyle bir genelleme yapıyorum. Belki doğru kimine göre; belki de yanlış. Ben küçükken muz yılbaşı gecesi alınırdı. Pahalıydı ve herzaman olmazdı. Küçükken yemediğim, yiyemediğim yiyecekleri büyüyünce daha çok yyiyorum. Ve küçükken her zaman olan tarhana çorbasından neredeyse nefret ediyorum:( Tabi yemek için nefret kaba bir kelime oldu. Nimet nimettir.
Bu arada elbette çocukları abur-cubura boğmuyorum ama, arada sırada AVM ye gittiğimde hamburger menüde almıyor değilim ikizlere. Neyse aslında çocuklarının gelişimleri ile bu detayda ilgilenen anneleri gördükçe kıskanıyorum galiba onları. Bravo vallahi ne diyeyim.İdeali onlar. Herşeyi kitabına göre yapıyorlar. Ben yapamıyorum o kadar.
Bu arada elbette çocukları abur-cubura boğmuyorum ama, arada sırada AVM ye gittiğimde hamburger menüde almıyor değilim ikizlere. Neyse aslında çocuklarının gelişimleri ile bu detayda ilgilenen anneleri gördükçe kıskanıyorum galiba onları. Bravo vallahi ne diyeyim.İdeali onlar. Herşeyi kitabına göre yapıyorlar. Ben yapamıyorum o kadar.
ÇOCUKLARIM...
İkizler bu haftasonu babaannelerine gittiler, Yani şehirdışındalar. Sabah onları uğurlamak o kadar zor geldi ki. Evet, biliyorummm. Haftasonu zaten babalarında kaldıkları oluyor. Ama bu sefer durum biraz daha farklı. Daha önce yazdığım gibi kayınvalide ve kayınpederi severim. Hatta bir keresinde şöyle bir cümle kurmuşluğum bile vardır " bu evlilikte son zamanlarda kocamdan çok kayınvalide ve kayınpederimi daha çok sevdim " diye. Gittikleri şehri de bir o kadar severim. Sürekli gittiğimiz ve güzel vakit geçirip evimize döndüğümüz o şehre, o eve, çocuklarım bensiz gittiler işte. Aklım onlarda kaldı. O şehirle ilgili bensiz anıları olacak. Orada geçirdikleri mutlu anları görememek.Ve uzakta olmaları. Özledim yavrularımı, kokularını, herşeylerini.. Hayatımda ki vazgeçilmezliklerinin gün geçtikçe bu kadar artacağını hiç düşünmemiştim. Bu duygulara hazırlıklı değilmişim. İnsan çocukları olmadan yarım diyorlar ya.Çok özlüyorum onları. Gece kalkıp odalarında gidip öpüyorum, kokluyorum. Allah'a da hergün şükrediyorum.
30 Haziran 2015 Salı
SELAM OLSUN
SELAM OLSUN…
#Deli Anne# nin Selam ile
ilgili şu yazısına istinaden bugün işyerine gelir gelmez selam vermeye o kadar
dikkat ettim ki. Pür enerjili koca bir Günaydın dedim… Ve POOFFF. Birkaç
kişiden yarım ağız günaydın aldım, bir kişinin sanki sesi daha yüksek çıktı, brikaç kişi ise kafa kaldırmadı bile.
Olmadı. Ben her zaman Selam
vermeye özen gösteren bir insan olarak karşımdan bu nezaketi görmediğimde
bütün günüm eksik geçiyor gibi geliyor. Benkarşımdakine saygı gösterip, enerjimi yönlendirirken, karşı taraf bana sadece negatif enerjisini hediye ediyor. Bu haksızlık.İnsan da heves kalmıyor ki? Düşünün
sabahleyin evden çıkarken iki harika, dünya tatlısı (maşallah) çocuk üç defa
yanaklarımdan öpüyor, arkamdan “anne hoşçakal” diye el sallayıp öpücük
gönderiyor. İşe geliyorsun “BETON”..
Glaiba insanlar artık sürekli
birbirlerini görünce nezaketi mi unutuyorlar? Birine “saçın güzel olmuş”
diyorsun, yanlış anlıyor, cevap vermiyor.. Birine başka bir şey.. Güzel şey
söylemek bu kadar mı zor karşındaki insana. Ya da söylediğinde bir teşekkür
etmek. Ama canı gönülden yarım ağızla değil. Kimse kimsenin suratını çekmek zorunda değil
ayrıca. Ve senin bu yaptığın bana, ne olmuşsa olmuş nezaketsizliktir. O zaman
sizin samimiyetinizden şüphe ederim ve dostluğunuzdan ve arkadaşlığınızdan. Demek
ki sizler “ GERÇEK DEĞİLSİNİZ”… PÜFFFFF
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



