25 Ocak 2015 Pazar

ABSÜRD HAFTASONU!

Hayattan yenen kazıklar mı? Gel bana geeeelll….
Absürd bir haftasonu. Anlamsız, kelamsız, mutlu anları az, boşşşşş.
Başkalarına gereksiz ayrılan vakitler. Keşke yalnız geçireceğim bir haftasonu olsaymış. Sakin, huzurlu, kitap dolu, Freud dolu.
Bu arada haftasonunun en iyi şeyi Freud’un bulduğum bir kitabıydı. İlaç gibi geldi.
Söz mü kızım? SÖZ. SÖZ.SÖZ.
Neyin SÖZ’ü mü?:

“Üç kuruşluk adama beş kuruşluk değer vermeyeceğim”

19 Ocak 2015 Pazartesi

YANLIŞ ANLAŞILMALAR...

Hayatta belki de en çok başıma gelen şeylerden biri yanlış anlaşılmalar. Saflığımdan mı yoksa ötekileştirmiş miyim kendimi insanlardan bilemiyorum. Tanıyamıyorum bazen davranışları. İş yerinde bile en ince detayda yapılan konuşmaları anlarken- ya da çakarken- bazen herkesin bildiği birşey de dumur olabiliyorum. Arkadaşlarım bile şaşırıyor.
Mevcut durumda görüyorum ki düzenim bozulmasın. Kendimde keşfettiğim şeylerden biri daha. Alışılmışın dışına çıkamamak, alışkanlıklardan uzaklaşamamak. Eskiyi özlemek te dahil bazen. Aman yanlış anlaşılmasın. Ex'i özlemekten bahsetmiyorum. Örneğin, pazar sabahı yapılan aile kahvaltısı, dışarı mutlaka çoluk çocuk ailece çıkmak, birilerine hep fikrini sormak, ya da kıyafet alırken yakışmış mı diye soracağım bir kişinin olması gibi. Yoksa O'nun kişiliği itibariyle ya da yaptıkları itibariyle gözümde pek bir değeri kaldığını söyleyemem. Burada şuna dikkat çekip itirafta edeyim. Yalnızlıkta insanın zaafı depreşebiliyor. Doğru olmadığı için, kendimi değersizleştirmeye artık hiç gelemeyeceğim.  Kendimi frenlemeyi de öğreniyorum.Boşanma sonrası hangi aşamadır bilemiyorum. Psikologların dediği belli aşamalar var ya: "İnkar etme", ""Yas Dönemi", "Kabullenme"... VEEE HAYAT DEVAM EDİYOR:)
İşte.. Sanıyorum ki ben hayatımın bir kısmında YANILSAMALAR yaşamışım, yanlış anlaşılıp, yanlış anlamışım. Şimdi gözümü açıp görme zamanı diyorum. Boşa geçirecek vaktim yok, kayıp zamanım hiç yok. Çünkü ben bir anneyim, gerekirse zamanın suyunu çıkarıp 24 saat hizmet edebilirim:)

13 Ocak 2015 Salı

DAHA DAHA DAHA...


2015 hızlı başladı, İş hayatım oldukça yoğun. Ex gelip gidiyor,ikizleri  görüyor.Kardan evde mahsur kaldı çocuklar. Eve gelip gidince babaya tekrar alışmaya başladılar. Ama sabahleyin ikizlerden birinin sinir krizi ile yanlış yaptığımızı düşündüm ve ex ile paylaştım. Çocuklar galiba yanlış fikirlere kapıldılar ve tekrar biraraya geleceğimizi düşündüler vs. gibi. Ex'e gelmemesini, haftaiçi birgün, ve haftasonları olarak rutine bindirmemiz gerektiğini söyledim. Yazdım yazdım. Tek kelime cevap geldi "bakalım". Öküz diyeceğim bir arkadaşım alınaca;k ama tam duyarsız bir öküz işte.Hala O'nu istediğimi düşünüyor herhalde ama durum şöyle: Daha çok alışıyorum uzak olmasına. Araya mesafe girdikçe bazı şeyleri daha net görüyorum. Daha çok kendimi bulmaya başladım. İşimi daha çok sevdim. Yapmak istediklerimi görmeye başladım.Ve evde futbol yok artık. Sevdiğim bir takım olmasına rağmen, ardı arkası kesilmeyen yorumları izlemekten gına gelmişti. Ohhhh, rahatlık gibisi var mı, özgürüm, özgürüm, özgürüm:)
Aynen böyle hissediyorum ve iyi geliyor böyle hissetmek.



Not: Ben de birçok blog okuyorum, paylaşımlarda bulunuyorum, başkasının hissettiği şeyler yakın geliyor ve ben de hislerimi paylaşıyorum. Sonuçta burası blog, günlük. Hiçbir kaygım yok, hiçbir amacım yok. Hissettiklerimi yazıp rahatlamak istiyorum sadece. İdol olmak değil derdim, ya da benim gibi boşanmış annelere öüğtler vermek gibi mesaj kaygım yok. Bu kadar işte.
 Bundan dolayı sevdiğim ;xCoach Incompréhensible un son günlerde başına gelenlere üzüldüm. O'nunda benim gibi ticari kaygısı olmadığını düşünüyorum? Bilemem gerçi, ama hırçın bloggerlardan Allah beni korusun. Ne çetin bir dünyaymış. Ben birinci olacağım, ben birinciiiiiiiiiiii.

Öpüldünüz efem:)

Not2: Bundan sonra daha kısa yazacağım bir de...

4 Ocak 2015 Pazar

TEK BAŞINA GEZMECE...

Ağva'ya gittim ben, tek başıma onca yolu bir başıma BEN araba kullanarak gittim:) Maceralı idi. Planlamadığım bir gezi oldu (öncesinde arkadaşlarla plan yaptık ama onlarla olmadı:( ).

Nehir kıyısında bir restauranta gittim önce.

Aşağıda resmini gördüğünüz güzel şöminenin başına oturdum.


Sonra burası yandı:(

Gerçekten ... Şöminenin bacasını temizliyormuş iki saf, içine bezi düşürmüşler galiba, o alev almış, Her taraf birden duman oldu. Hortum tutttular falan, ben çıkarken en son itfayiye çağırıyorlardı. İşte araştırmadan, bilmeden gelirsen böyle olur.

Neyse ki arkadaşım (ki kendisi bu yazıyı okuyunca O'ndan bahsettiğimi anlayacaktır), yönlendirdi de, hatta "Sen Ağva'da değilsin" diyerek beni şehrin merkezine doğru mesajla kovaladı "Çık oradan çabukk":) der gibiydi.

Böylece günün geri kalanını kurtadım da, çok keyifli bir gün geçirdim. En keyif aldığım balık yediğim restorandı öncelikle, nehirle denizin birleştiği yerde. Ve sonrasında da Şile-Ağva arasındaki orman yolu. Muhteşemdi. Anlatamam.
Alın bir kare daha...